Benimle İletişime Geçin

Yazar arşivi omer

omer ileomer

biyoetik

Canlı etiği anlamına gelen biyoetik terimi gelişen tıbbi ve teknolojik gelişmeler karşısında ahlaki bir tavır geliştirme çabasının sonucu olarak ortaya çıkmış bir alandır. Özellikle son dönemde genetik alanındaki gelişmelerle geniş bir konu yelpazesinde ahlaki ve dini olarak bu iki kaygıyla hareket edenler insanlar için zihinlerin netleştirilmesi söz konusu olmuştur.

Biz burada bu konulardan en çok tartışılanlarla ilgili kendi bakış açımızı ve düşüncelerimizi aktarmaya çalışacağız.

 

Eşcinsellik

 

Kur’an’ın bütün mücadelesi zulmün ortadan kaldırılması ve adaletin sağlanması üzerinde yoğunlaşır. Bu zulüm diğer insanlara karşı olabileceği gibi insanın kendisine karşı da olabilir. Hz. Adem’e “Eğer şu ağaçtan yerseniz kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz.” denildi.[1] O tövbe ederken de bunu dile getirmiştir:

Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve rahmetinle muamele etmezsen ziyana uğrayanlardan oluruz.”[2]

Kur’an’da helak oldukları anlatılan kavimlerin yok olmalarının sebebi zulmetmiş olmalarıdır:

Bunun üzerine biz zalimlerin üzerine acı bir azap indirdik.[3]

Zulmedenleri o korkunç ses yakaladı.”[4]

Allah Hz. Nuh’a şöyle vahyetmiştir:

Zulmetmiş olanlar hakkında bana yalvarma. Onlar kesinlikle boğulacaklar.”[5]

Kur’an’da helak olduğu bildirilen kavimlerden biri de Hz. Lut’un kavmidir. Bunların yaptığı kötü işlerden biri olarak eşcinsellik sayılır. Erkeğin hemcinsiyle ilişkisi kadına zulümdür. İnsan doğasına aykırı olan bu durumun, bütün mücadelesi zulümle olan İslam açısından yanlış ve yasaklanmış olduğu açıktır. Salt din açısından bakılırsa Hz. Adem’e eş olarak bir kadının yaratılmış olması bu bakımdan da değerlendirilebilir.

Bazı hayvanların eşcinsel olduğu iddiasını bu durumun doğal olması şeklinde yorumlamak yanlıştır. Öncelikle bazı hayvanların eşcinsel olduğu iddiası yanlıştır. Bazı canlılarda çift cinsiyet özelliği ortaya çıkabiliyor. Nitekim bu insan için de geçerli olabilir. Canlının yaşamı boyunca baskın olan cinsiyet özellikleri değişebilir ve bu durum üreme de kendini gösterebilir. Bunun dışında hayvanların bir cinsel tercih olarak hemcinsine yönelmesi durumu yoktur.

Meselenin ikinci kısmı ise şudur. İnsanın ahlaki temayülleri hayvanların yaşamı ölçü alınarak tespit edilemez. Değerlerini sonraki nesillere aktarma kaygısı olan insanın öncelikle hayatta kalma güdüsüyle hareket eden ahlaki kaygıları olmayan bir hayvanı kendine bu konuda örnek alması her şeyden önce onunla iyiyi kötüden ayırdığı aklını inkar etmek olacaktır.

 

 

Ötenazi

 

Birkaç şekli olmakla beraber genel olarak hastanın doktor eliyle öldürülmeyi talep etmesi durumu olarak açıklanabilecek ötenazi dinen yasaktır.

“…kendinizi öldürmeyin…”[6]

Yaşamak ve yaşatmak esas olan bir dinde bu bir hasta hakkı olarak kabul edilemez. Biz doktorun da bir hastasına artık onun kurtulma ihtimali olmadığını söylemesini ahlaken doğru bulmuyoruz.

Biyoetiğin kapsamına bütün canlıların dahil olduğunu düşünerek bir hayvanın acı çekmemesi için öldürülmesiyle insanın öldürülmesi arasında ahlaken ayrım yapmak gerekiyor. Bu, ahlakın insan için olmasından kaynaklanıyor. Hayvan için bütün şartlar zorlandıktan sonra insan hayvana tercih edilir ve mevcut kaynaklar böyle bir seçimde insan için kullanılır.

 

 

İnsan Klonlamak

 

Kısaca bir canlının DNA’sının bir hücreye aktarılıp bir rahimde döllendirilerek yeni doğan canlıya DNA’sı alınan canlının özelliklerinin aktarılması olarak özetleyebileceğimiz klonlama özellikle insanlar üzerinde uygulamanın ahlaki boyutu düşünülerek insanın bu tür çalışmaya konu edilmesi devletler düzeyinde yasaklanmıştır.

Tıbbın gelişmesi için hayvanların denek olarak kullanılması meşrudur. Yakın geçmişte hayvanlar üzerinde başarıyla sonuçlanan klonlama deneyleri yapıldı. Şunun altını çizerek söylemek lazım ki her ne kadar bunun nasıl yapıldığı ile ilgili insanların kamuoyuna açıklanmadığını düşündükleri hususlar olsa da koyun Dolly önümüzde müşahhas bir örnek olarak durmaktadır.

Olayın tıbbi ve teknolojik boyutunu bir kenara bırakırsak salt etik açıdan bunun mahsurları neler olabilir?

Öncelikle klonlamayla doğan yeni canlıya belli bir süre yaşamış olan canlının yaşlı DNA’sı aktarıldığı için yeni doğacak canlı çok daha çabuk yaşlanacak. Nitekim Dolly akranlarından daha çabuk gelişip ölmüştür. Bunu insan açısından düşünürsek bizim başka bir insan için böyle bir duruma sebep olmamız da karar vermemiz de ahlaki değildir.

Bizim bir insanı bu durumun şu an tam olarak tespit edilememiş ileriye dönük yan etkilerine maruz bırakma hakkımız ve yetkimiz yoktur. Nitekim klonlanan hayvanlarda eklemlerinden ciğerlerine kadar kısa vadede birçok sorun çıktığı rapor edilmiştir.

 

Hipokrat’a İtimat

Her türlü tıbbı konuda kendisine itibar edilmesi gereken son sözü yetkin bir doktorun söyleyeceği muhakkaktır. Doktor “Beyin ölümü gerçekleşen insan kesin olarak ölmüştür.” diyorsa din adamı o insanın ölmüş olduğu hakikati üzerine varisçilerine dinin hükümlerini ya da ölen kişiyle ilgili hükümleri tespit eder. Din adamı bu konuda işin ehline itibar etmek zorundadır.

Ölüden yapılan organ naklinde doktor “Bu kişi tam olarak ölmüştür. Artık hayata dönme ihtimali kalmamıştır.” dedikten sonra din adamı bu naklin dinde caiz olduğunu söyleyebilir. Burada tıbben ölüm olayının gerçekleştiğine karar verecek kişi doktordur.

Doktorların beyanıyla söylemek gerekirse bitkisel hayat beyin ölümünün gerçekleşmesi değildir. Bitkisel hayatta kalbi bir cihazla çalıştırılan bir hasta için doktor öldü demeden cihazın durdurulmasını talep etmek ötenaziye girecektir. Dinde bunun için olur denilemez. Buna mukabil beyin ölümü durumunda kalbi çalıştıran cihazın durdurulmasında dinen bir sakınca olmadığı açıktır.

 

[1] Bakara Suresi 35.

[2] Araf Suresi 23.

[3] Bakara Suresi 59.

[4] Hud Suresi 67.

[5] Mü’minun Suresi 27.

[6] Nisa Suresi 29.

omer ileomer

iyi-kötü mücadelesi

Mitolojilerde evrenin başlangıcından beri süregelen iyi ile kötünün mücadelesinde Tanrı mutlak anlamda iyinin şeytan ise kötünün sembolüdür. Burada kötü, iyinin belirlediği kurallarla oyunu oynar.

İslam’da bu durumu Allah ile şeytanın mücadelesi şeklinde tasavvur etmek yanlıştır. Her şeyin yaratıcısı olan Allah yarattığı bir mahlukla mücadele içine girmez. Bu durum önce “hayr ve şerr ondandır” temel mantığına aykırıdır.

Allah her şeyin merkezindedir ve bu mücadele onun mahlukları arasında cereyan eder. Esasında yaratandan uzaklaştıkça kötülük ortaya çıkar. Ona yaklaştıkça da iyilik artar. Allah göklerin ve yerin nurudur.[1] Nurdan uzaklaştıkça zulmet/karanlık (kötülük) ortaya çıkar.

Kuran’da bu mücadele iki kavrama indirgenecekse bu adalet ve zulüm olabilir. Kuran’ın yegane gayesi zulmün ortadan kalkması ve adaletin tesis edilmesidir.

Şahıslar ve kavimler zulmettikleri için helak oldular. Peygamberler nefislerine zulmetmiş olmaktan Allah’a sığındılar. Allah’ı tanımayan, hakka engel olan zalim olarak nitelendi. Buna mukabil yaratanın bir sıfatı olarak adalet en büyük erdem ve toplumları yükselten yegane ilke olarak tespit edilmiştir

[1] Nur suresi 35.

omer ileomer

Today’s Human and The Values We Lost

In the twentieth century there have been important changes concerning human life. One of them is undoubtedly the change of values. As Ortega y Gasset stated, one of the most important problems posed by the rapidly growing world population after World War II is the problem of getting a place in society. In this period, human beings cannot express themselves. People who want others to be aware of their own existence cannot find someone to express their feelings and thoughts and they cannot satisfy their need for being apreciated. As a sociological and psychological problem, this results in a situation in which man feels worthless and consequently looks for alternative values. This sometimes emerges as a social problem in the form of a crime.               Advances in science and technology since the beginning of the 20th century have changed the perception of time and place of human beings. Means of transportation and communication have changed the concept of distant in the human mind. Distances which formerly took days or weeks to travel have now become a matter of hours reducing human awareness of nature. The concepts of homesickness and the sense of yearning have disappeared.               Man, who makes the places valuable, has broken mental bonds with the place particularly as a result of consumerist society. Anyone who observes the social life at any given time can easily notice everyone is in a hurry. In this hurry-up world, people don’t notice the beauties around. Man, gradually losing his artistic and aesthetic pleasure, turns into a robot in his monotouous life and eventually he deviates from his values ​​on which he established his individual and social life.                We are concerned about not being able to carry our values int​to the future. In this study, we will consider our moral values, which we feel we have lost much more than ever recently. We will also try to determine how these can be re-expressed to address to humans today.