Benimle İletişime Geçin

ahlak

omer ileomer

ahlak

Ahlak

 

Arapça ‘hulk’ kökünden gelen ahlak kelimesi sözlük anlamı olarak yaratılışı ve yaratılış özelliklerini ifade eder. Ahlak bir insanın davranışlarının ondan herhangi bir zorlama olmadan kendiliğinden ortaya çıkmasını sağlayan seciyesidir. Nitekim kendisine zorla kötü bir fiil yaptırılmış kişi için ‘bu kişi kötü biridir’ diye bir değerlendirme yapılamaz.

 

Vicdanın kişisel olmasına mukabil ahlak, toplum olmadan içi dolmayan bir kavramdır. Şöyle ki insanlardan uzakta, yalnız yaşayan bir insan için ahlaki bir değerlendirme yapılamaz. Mesela ‘bu çok iyi bir insan’ denilemez. Böyle bir değerlendirme için toplum gerekir. Ahlak insanların bakış açısından doğan bir kavramdır. Ahlak iyinin ve kötünün bilimidir. En basit ahlaki değerler olan bu ifadeler için ölçü toplumdur. Toplum nazarında bunların şekillenmesinde dinle beraber örfün de etkisi vardır.

 

İyi ve kötü toplumdan topluma değişebileceği gibi zamandan zamana da değişebilir. Bunun yanında bir takım evrensel ahlak ilkeleri vardır. Bunları akıl takdir eder. Hiçbir insan içinde yaşadığı toplumun değerlerini dikkate almadan o toplumun içinde mutlu bir şekilde yaşayamaz. Diğer insanların bakış açıları önemlidir. Ancak akılda ve ahlakta evrensel döneme geçmiş olan kişi için kendi doğrularıyla hareket edebileceği bir alan vardır. Bu, toplum nazarında bir karşılık da bulabilir.

 

Hz. Peygamber ve Tutucu Arap Toplumu

 

Hz. Muhammet Arap toplumu içinde doğup büyümüş bir insan olarak o toplumun kültürüne sadık ve saygılı bir şekilde yaşamıştır. Bu kültür onun giyim kuşamından, hal ve hareketlerine kadar etkili olmuştur. Bir örnek olarak o, yaşadığı dönemde herkesin yaptığı gibi başına sarık sarmış, sakalını tamamen kazımamıştır.

 

Allah Kur’an’da Hz. Peygamber için “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem, 4) buyurur. Bu, mutlak aklın desteklediği bir ahlaktır. “Andolsun Allah’ın Elçisi’nde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için, uyulacak en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) ayeti ile “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadisi nübüvvetin önemli bir görevini tayin etmektedir. Buna rağmen bazı hususlarda uzun ve köklü bir geleneği değiştirmek kısa sürede mümkün olmamıştır. Bunda o dönemin Arap toplumunun tutucu ve yeniliklere kapalı yapısı da önemli bir etkendir. Bunun en bariz örneği kölelik müessesesidir. Bu asırlardır süregelen bir gelenek olup Hz. Nebi’nin de bu geleneğin bir insanı olarak köleleri olmuştur. Bu durum günümüzde ona yapılan eleştirilerin odak noktalarından birini teşkil eder. Şu var ki Hz. Peygamber vefat etmeden önce bütün kölelerini azat etmişti. O miras olarak köle ya da cariye bırakmamıştı. Ashabını ve civardaki valileri de köle azat etmeye teşvik etmişti. Bazı hususların değişmesi için daha uzun zaman gerekir. Zira önce toplumun düşünce yapısının değişmesi ve değişime hazır hale gelmesi gerekir.

 

Arap toplumunda kölenin herhangi bir sosyal sorumluluğu yoktu. Yiyeceği, içeceği, kıyafeti, kalacak yeri efendisine aitti. Efendi kölesini bunlardan birinden mahrum bırakırsa kınanırdı. Binaenaleyh Hz. Peygambere gelip kendisinin artık ona ait olduğunu ifade ederek onun kölesi ve cariyesi olmayı istemiş kimseler vardı. O dönemde bu şeklide de köle ve cariye olunurdu. Yine Peygamberin cariyeleri arasında azat edilmeyi reddedenler de vardı. Reyhane bunlardandı. Hz. Nebi ona azat edip kendisiyle evlenmeyi teklif etmiş fakat o cariye olarak kalmayı tercih etmişti.

 

Biz kaynaklarda Hz. Peygamberin parasıyla bir köle ya da cariye satın aldığı bir rivayete rastlamadık. Bunların çoğu ona hediye edilmişti. Bir kısmı da kendi payına düşen esirlerdi. Esirler konusu da ancak o dönemin toplum yapısı dikkate alınarak anlaşılabilir. Esasında bu durum Allah’ın Peygamberini ikaz ettiği bir iki meseleden biridir.[1] Hz. Peygamber bir devlet yönetiyordu. Toplumun geleneklerini değiştirmeyi zorlayarak onları idare ve sevk edemezdi. Onunla beraber savaşmak için sefere çıkanlardan bir kısmının amacının esir ve ganimetler olduğunu yine Kur’an ifade ediyor.

 

Hz. Peygamber azat ettiği kölesi Zeyd’i ordu komutanı yaparak ve Halid gibi bir askeri de onun emrine vererek toplumda bazı anlayışları değiştirmeye çalışmıştı. Zeyd Mute savaşında bu göreve atandığında Medine’de bazı kimseler bundan rahatsız olmuşlardı. O, kararında ısrar etmenin yanında kısa bir süre sonra da onun oğlu Üsame’yi de başka bir orduya komutan tayin etmişti. Yaşı oldukça genç olan Üsame’nin komutanlığı da bazılarının söylenmesine sebep oldu. Bu ordu sefere çıkmadan Hz. Peygamber vefat etti. Sahabenin ileri gelenleri Ebu Bekir’e gelerek Üsame’yi değiştirmesini teklif ettiler fakat o bunu “onu Peygamber tayin etti” diyerek reddetti.

 

Kabe Hz. Nebi’ye vahyin gelmeye başlamasından önce etraflı bir tamir gördü. Hz. Peygamber bu tamirde Hacerü-l Esved’in yerine konulması konusunda hakem olmuştu. Yıllar sonra Medine’de Peygamberimiz ashabına Kabe’nin bu tamirde temelinin kaydırıldığını ve eğer toplum kendisine tepki göstermeyecek olsaydı bu durumu düzelteceğini (Hatim denilen yeri de Kabe’ye dahil edeceğini) söylemişti. Bu olay gösteriyor ki bazı konularda topluma rağmen bir şeyler yapmayı Peygamber de göze alamamıştı.

[1]O yerde gerekli temizliği yapıp hâkimiyetini kuruncaya kadar bir peygambe­rin esirlerinin olması uygun değildir. Siz geçici dünya varlığını istiyorsunuz…” (Enfal, 67)

Yazar hakkında

omer

omer administrator

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir