Benimle İletişime Geçin

Ahmet Hilmi ve Pozitivizm

omer ileomer

Ahmet Hilmi ve Pozitivizm

Pozitivizm, Fransız filozof August Comte’un ortaya attığı ve 19. yüzyılda Osmanlı’da aydın çevreleri en çok etkileyen ekollerden biridir.

Pozitivizme göre insan zihni tabiatın mahiyetini ve eşyanın hakikatini tanımak için kabiliyetli değildir. Zihnin ilimde hiçbir kurucu ve yapıcı rolü yoktur. Biz, pozitif olayların ve müşahede edilebilen fenomenlerin tespitine dayanan tecrübi, yani pozitif bilgiyi elde edebiliriz. Bu sebeple doğrudan doğruya deneyle sağlanamayan her bilgi, teolojik veya metafiziktir yani hayal mahsulüdür.[1]

Ahmet Hilmi pozitivizmi değerlendirmeden önce A. Comte hakkında bazı bilgiler verir. Comte’dan eşsiz bir dahi diye bahseden Ahmet Hilmi Onun hayatının maddi ve manevi  sefillik içinde geçtiğini söyler. Robin, Stuart Mill gibi filozofları Comte’ın öğrencisi sayar. Ona göre Comte bir süre beyin bozukluğu geçirmiş fakat daha sonra bundan kurtulmuştur. Tam olarak kurtulunca ‘Pozitif Felsefe Dersleri’ni yazmıştır. Ahmet Hilmi Onun böyle bir hastalık geçirmesine sebep olarak fikirlerinin başkalarının tarafından çalınıp kullanılması ve onun da bundan şikayet etmesi üzerine kendisine hasta denilmesini gösterir.[2]

Comte’a göre insan zekası ilk ve son sebebi idrak edemez. Yani insan, varlığın başlangıcını bilmekten aciz kaldığı gibi onun nasıl bir amacı olduğunu da bilemez. Yani Allah’ı idrak imkansızdır. Keza metafizik diye bir şey yoktur. Metafizikle ilgili konuların hiçbiri halledilememiştir. Comte’a göre ilmin gayesi evrendeki sebeplerle evreni izah etmektir.

Ahmet Hilmi, Comte’un iki görüşünün önemli olduğunu söyler. Birincisi üç hal kanunu diğeri de ilimlerin sınıflamasıdır.

Üç hal kanununa göre insan üç devre geçirmiştir. Teolojik safha yani itikat devresi, metafizik safha ve pozitif safha yani müspet ilimler safhası. İlk devrede insanlar olayları bir veya birkaç tanrının keyfine bağlı mucize ve garipliklerle izah ederlerdi ki Comte bu devreye insanlığın çocukluk devresi der. İkinci devrede insan tabiat olaylarını izah etmek için bir takım soyut sebepler ve manevi varlıklar geliştirmiş ve bunları varmış gibi kabul etmiştir. İnsan tabiatı zihnî bir çaba ile tecrübeye ihtiyaç duymadan anlama gayreti içine girmiştir. Bu devre metafizik devredir. Üçüncü devrede, olaylar arasındaki bağıntı ve münasebetin, her olaydan önce gelen ve onun sebebi demek olan olayın tecrübe ve tetkik sonucu keşfiyle yetinilmiştir ki buna müspet ilim veya pozitif felsefe devresi de denilir. Şu halde tecrübe sahasına girmeyen hiçbir şey ilim sahasına girmez.

Ahmet Hilmi bu bilgileri verdikten sonra “Comte bu bilgilerle yetinseydi ilme hizmet etmiş olurdu” der ne var ki ona göre Comte kendi çizdiği sınırlarda kendi de duramamış ve ömrünün sonlarında bir din icat etmiştir.[3]

Ahmet Hilmi, Comte’un üç hal kanunun tarih açısından genellikle doğru olduğunu fakat felsefe yönünden bu tasnifte bir kesinlik olmadığını söyler. Bu üç saha teoloji, metafizik ve ilim ayrı sahalar olduğundan birinin varlığı diğerini ortadan kaldırmaz. Nitekim hem ilim sahibi, hem filozof, hem de iman sahibi pek çok düşünür vardır.[4]

Comte’un diğer bir önemli görüşü ilimler sınıflamasıdır. Onun sınıflamasına göre matematik başta gelir. Yani insan önce matematiği tanzim etmiştir. Daha sonra ise sırasıyla astronomi, fizik, kimya, biyoloji https://www.cialissansordonnancefr24.com/ ve sosyoloji gelir.  Bu altı ilim esas ilimler olup her birinin kolları vardır. Ahmet Hilmi’ye göre bu tasnif itirazlara uğramışsa da tarih açısından doğrudur. Comte’a göre bu tasnif ilimlerin sırası olup her ilim bir basamak teşkil eder. İlk basamağı çıkmayınca ikinci basamağa geçilmez. Her basamak bir sonraki için bir ön olay ve bir etken sebep şeklini alır. Ahmet Hilmi bu tasnifin aslında evrim demek olduğunu söyler. yani matematik olmasaydı astronomi olmazdı; astronomi olmasaydı fizik olmazdı…

Ahmet Hilmi, Comte’un sadece ilimler sınıflaması fikrini bile başlı başına bir felsefî ekol oluşturacak kadar önemli olduğunu söyler. Ona göre Comte ilimler sahasından ilk prensipler meselesini çıkarmasaydı, bu ilimleri birleştirme fikrini Sonsuz Bir’e ulaştırırdı.

Ahmet Hilmi, Comte’un hayatında iki devreden bahseder. Birincisi objektif devre ki O bu devrede ilmin, ilk ve son sebep, mutlak varlık gibi konulara dair hiçbir şey söyleyemeyeceğini iddia etmiştir. İkinci devre ise subjektif devredir. Bu devrede Comte birdenbire daha önceki düşüncelerini çürütecek fikirler ortaya atmaya başlamıştır. Nitekim bir din lüzumuna inanmış ve kendisinin deyimiyle insanlığın çocukluk devrine ait basit bir putperestliğe meyletmiş ve ‘insanlık dini’ ya da ‘müspet din’ dediği bir din icat etmiştir.

Ahmet Hilmi Comte’un gerek hayatının gerekse fikirlerinin ibret alınmaya değer olduğunu söyler. Zira onun Tanrı’yı inkar ederken bir din icat etmesi, insanın bir takım samimi ihtiyaçlardan uzak kalamayacağını gösterir ki bu ihtiyaçların tümü Tanrı ve din fikridir.[5]

[1] Süleyman Hayri Bolay; a.g.e., Pozitivizm Maddesi, s. 214

[2] Ahmet Hilmi; Allah’ı İnkar Mümkün mü?, s. 42-43

[3] Ahmet Hilmi; Allah’ı İnkar Mümkün mü?, s. 45-47

[4] Ahmet Hilmi; Üss-i İslam, s. 5-6

[5] Ahmet Hilmi; Allah’ı İnkar Mümkün mü?, s. 47-48

Yazar hakkında

omer

omer administrator

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
  Subscribe  
Bildir