Benimle İletişime Geçin

kader

omer ileomer

kader

Kader kelimesi sözlükte ‘ölçü’ anlamına gelir. Kur’an’da “Biz her şeyi bir ölçüyle yarattık[1] buyrulur. Bu Allah’ın evrenle beraber yarattığı her şeye koymuş olduğu kanunlardır. Kur’an’da bunun adı ‘Sünnetullah’tır. Bunun değişmeyeceğini de yine Kur’an söylemektedir: “Allah’ın sünnetinde değişme bulamazsın.”[2]

Din literatüründe kader kelimesi Allah’ın her şeyi ezeli ilmiyle bilmesini ifade eder. “Yaratan bilmez mi?”[3] buyrulur. Allah bilir fakat biz Allah’ın ne bildiğini ve nasıl bildiğini bilemeyiz. Hiçbir şey o bilgi dışında olmaz. Yani hiçbir şey kader dışında olmaz.

Burada bir konuya değinmek gerekir ki toplumun bir kesiminin iddia ettiği gibi Hz. Peygamber kader konusunu tartışmayı yasaklamış değildir. Esasında o, ashabının yanına geldiğinde onları birbirlerinin kalbini kıracak şekilde tartışırlarken bulmuş ve neyi tartıştıklarını sormuştu. Onlar da kader diye cevap vermişler. Peygamberimiz de onları bu şekilde tartışmaktan men etmişti. Yani Hz. Nebi’nin yasakladığı şey kaderi tartışmak değil birbirinin kalbini kıracak şekilde tartışmaktı.

Biz bilmek için bilinen bir şeye ihtiyaç duyarken Allah bilmek için bilinmesi gereken bir şeye ihtiyaç duymaz. İbn Sina bu problemi “onun bilmesiyle yaratması aynı şeydir” diyerek aşmıştır. Esasında yaratıcı için içinde bir süreç barındıran zaman kavramı söz konusu değildir.

Şu iki olay İslam’da kaderin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda önemlidir:

Hz. Ömer Kudüs’e giderken çölde bir köye uğramak istedi. Orada salgın olduğunu öğrenince de bundan vazgeçti. Hz. Ubeydullah: ‘Ey Ömer! Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? dedi. Hz. Ömer bu sorudan dolayı ona esef etmiş ve ‘evet Allah’ın bir kaderinden başka bir kaderine kaçıyorum’ demişti.

Diğerinde ise Hz. Ömer’e bir hırsız getirdiler. Hz. Ömer ‘neden çaldın?’ diye sordu. Hırsız: ‘Allah’ın böyle taktir etti ben de çaldım’ dedi. Hz. Ömer buna önce 80 sopa vurdurdu, akabinde 40 sopa daha vurdurdu. Neden böyle yaptığını sorduklarında da ‘ilk sopayı hırsızlığının cezası olarak ikinciyi de Allah’a attığı iftiradan dolayı vurdurdum’ dedi.

Taktir böyleymiş diyerek sorumluğu Allah’a yüklemek Allah’ın verdiği aklı ve iradeyi inkar etmektir. Akıl insanda iyiyi kötüden; güzeli çirkinden; doğruyu yanlıştan ayıran yetidir. Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olması hasebiyle ilk sorguya çekeceği nimet de akıldır. İrade ise yapacağı eylemi seçmesidir. İnsan bunlarla yaptığı şeylerden sorumlu bir varlık olur.

Şunu belirtmek gerekir ki: biz bir şeyi Allah bizim hakkımızda öyle bildiği için zorunlu olarak öyle yapıyor değiliz. Biz yapacağımız için Allah biliyor. Şu misal bunu biraz daha iyi açıklayabilir. Yere bıraktığımız fare bir sürü nesne arasında peynire gider. Fare biz onun peynire gideceğini bildiğimiz için peynire gitmez. O gideceği için biz biliriz.

Esasında Kızılderililerin şu sözü durumu en iyi anlatan sözdür:

“Kader çadırındaki kilimdir. İpini Tanrı verir, sen dokursun. İpi ve rengi Tanrı’dan deseni sendendir.”

Kaderin bizim elimizde olmayan bir kısmı vardır. Cinsiyetimiz, milliyetimiz gibi. Bunu bizim için seçen yaratıcıdır. Daha sonra yaşadığımız hayat ise bizim seçimlerimize bağlıdır.

 

[1] Kamer suresi 49.

[2] Ahzap suresi 62, Fetih suresi 23.

[3] Mülk suresi 14.

Yazar hakkında

omer

omer administrator

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
  Subscribe  
Bildir