Benimle İletişime Geçin

Aylık arşiv Nisan 2018

omer ileomer

“İbn Sina Aklın Ustası” Adlı Kitabın Önsözüne Eleştiri

 

Bu yazı “İbn Sina Aklın Ustası” adıyla tercüme edilmiş olan kitaba (Evrensel Basım Yayın, Kasım 2016) A. Çubukçu tarafından yazılan önsözün bir değerlendirmesidir.

 

Öncelikle genel olarak şunu söylemek gerekiyor yazım hatalarını mevzu bahis etmeden yazıda bakış açısı son derece sığ, verilen bilgiler yer yer yanlış ve ilmi tarafsızlıktan uzak, oldukça önyargı kokan bilgilerdir.

 

Daha özelde ise yazının baş tarafında sözü edilen ve İslam dünyasında yaratılan her değeri, bilgi ve sanatı geleceğin dünyasının bir bileşeni kılmak yönünde çaba harcadığı söylenen sol gelenekle ne kastedildiği anlaşılmıyor. Burada şayet bir önceki paragrafa atıfla eski sosyalist ülkeler kastediliyorsa sonraki örnekler bunu desteklemiyor.

 

Yazıda Türkiye’de saltanatın yıkılmasıyla doğu dünyasından kopulduğu söyleniyor. Sayın Çubukçu burada doğunun ve dinin başlıca metinlerinin özellikle cumhuriyet döneminde tercüme edilmeyene başlandığını ya bilmiyor ya da bilmek istemiyor.

 

İbn Sina’nın bugün hala mümin mi kafir mi diye tartışıldığını söyleniyor ki bu tamamen mazide yaşamaktır. Bugün fikir çevrelerinde böyle bir tartışma yok. Hiçbir yerde bir mütehassısa böyle bir soru sorulduğunu duymazsınız.

 

İbn Sina’nın zoraki bir sahiplenmeyle “İslam alimi” olarak adlandırıldığı söyleniyor. Sayın Çubukçu İslam alimi ifadesinin kimler için kullanıldığını bilmiyor görünmektedir.

 

Diyor ki bugün yaşasa bütün İslam ülkelerinden kovulurdu. Açık ki artık yaşamadığı için böyle cesur ve iddialı konuşabiliyor. Sayın Çubukçu galiba İslam ülkelerinde bilim yapan insanların tümünü kafasındaki bir kalıba sığdırmaya çalışıyor.

 

Yine yazıda İbn Sina’nın İslami düşünceye rağmen büyük bir bilgin olduğunu söylüyor ki şu ifade bile sol geleneğin İslami düşünceye ne kadar yabancı ve önyargılı olduğunun açık bir göstergesidir.

 

Yazıda İbn Teymiyye’den aktarılan bir söz için verilen kaynak İbn Sina ile yapılan başka bir çalışma ve 3. el bir kaynaktır. Bilimsel kaygı şunu gerektirir ki bu kaynak kesinlikle İbn Teymiyye’nin kendi eseri olmalıydı.

 

Önsözde İbn Sina üzerine yoğunlaşılması doğal olarak beklenirken yaklaşık bir sayfa bahsedilen İhvan-ı Safa ile İbn Sina’nın bağlantısının nasıl kurulduğunu biz anlayamadık.

 

Sayın Çubukçu’ya katıldığımız nadir yerlerden biri ise bilim adamlarının bir noktadan sonra artık milliyetlerinin ve dinlerinin önemli olmadığı, onların artık evrensel değerler olarak insanlığa mâlolduklarıdır.

 

 

 

omer ileomer

iffet

 

Kindi, iffeti “bedeni gereği gibi eğitmek ve korumak” diye tanımlar.

Amirî, erdemleri hulkî[1] ve nazari olarak ikiye ayırır ve iffeti hulkî erdemler sınıfına dahil eder.[2]

İbn Miskeveyh iffetin ortaya çıkışını şöyle açıklar: “Hayvani nefs, düşünen nefsin emrine boyun eğer de ondan mutedil fiiller ortaya çıkarsa iffet erdemi ortaya çıkar.”

Ragıp el-Isfehani’nin iffet tanımı şöyledir: “Nefiste yerleşen ve şehvetin insana galebe çalmasını önleyen niteliktir.”

İnsandaki şehvet kuvvetinin itidali olarak ortaya çıkan iffet erdeminin tefriti humud [3]adı verilen şehvet gücünden yoksunluk, ifratı ise fucur[4] kelimesiyle ifade edilen azgınlık ve sapkınlıktır.

İffet (عفة) kelimesi, sözlükte affe (عف) kökünden, uzak durmak, sakınmak, dürüst ve saf olmak gibi anlamlara gelir.

Humudla ilgili olarak denilebilir ki: İffetin ifratı olan fucur kendine ve diğer insanlara zarar verir, bundan dolayı bir rezilettir. Fakat humudun ne zararı olabilir? Buna şu şekilde cevap verilebilir: Erdem insanda öncelikle bir yetkinlik halidir. Bu orta yol her iki yönde aşırılık gösterse bu yetkinlik yok olur. Bu erdem beraberinde haya duygusunu getirir.[5] Fucur, nasıl bir hayasızlık olarak düşünülüyorsa, humud da insanda bir tür hayasızlığa yol açabilir. Zira şehvet gücü yok olan birinin toplumda daha az ahlaki kaygılarla hareket edeceği söylenebilir. Aynı şekilde toplum da ona karşı daha az ahlaki kaygılarla hareket edecektir.

 

Burada tarihte pek çok devletin saray yaşamında değişik adlarla görülmüş olan harem ağalarının, şehvet gücünden, hadım edilmek suretiyle yoksun bırakılmalarına değinmek gerekir. Hadım edilen insanlarda ciddi anlamda gerek psikolojik gerek başka anlamda fiziki değişimler ve ahlaki dönüşüm ve zaaflar gözlendiğine dair bilgilere kaynaklarda rastlıyoruz.

İslam hukukunun, erdemlerin ifrat ve tefritleri içinde en ağır cezayı fucura (azgınlığa ve sapkınlığa) vermiş olmasından hareketle iffet erdemini toplum için en önemli erdem olduğu şeklinde yorumlayabiliriz.

Özellikle İbn Miskeveyh iffet erdemini şehevi arzulara/tutkulara esir olmaktan kurtulma anlamında bir tür özgürlük olarak değerlendirmiştir.

Hz. Peygamber’in özel olarak hayaya yaptığı vurgudan onun bunu ne kadar önemsediğini tespit edebiliriz. Şu hadisler bunu açıkça gösterir:

“Utanman olmadıktan sonra istediğini yap.”

“Her dinin bir ahlakı vardır. İslam’ın ahlakı da hayadır.”

“Bana iki çenenizin ve iki bacağınızın arasında olandan garanti verin, ben de size Cennet’i garanti edeyim.”

“Haya ile iman iki kardeştir.”

“Haya imandandır.”

[1] Ahlak kelimesinin de kökü olan hulk eylemlerin ortaya çıkmasını sağlayan manevi yaratılış anlamına gelir. Buna mukabil halk ise maddi yaratılışı ifade eden bir kelimedir.

[2] Hulkî erdemler: temizlik, Necdet ve iffet; nazari erdemler: ilim akıl ve hikmettir.

[3] Humud (خمود) sözlükte: düşme, zayıflama, sakin olma, soğuma, ateşin alevi azalma, bayılıp kendini kaybetme, ne helale ne harama iştihası olmama anlamlarına gelir.

[4] Fucur kelimesi Kuran’da kötülük anlamında kullanılan kelimelerden biridir. Bunun zıddı yani iyilik anlamında kullanılan kelime ise takvadır. Şems Suresinin 8. ayetinde: “(nefse) kötülük ve iyilik yapma kabiliyeti verene (andolsun)” denilmektir. İlahi vahyin önce kötülüğü (fucuru) zikretmesinde nefsin tabiatının öncelikle kötülüğe meyyal olduğu sonucu çıkarılabilir. Nitekim hemen devamındaki ayette kurtuluşun nefsin temizlenmesinde olduğunun belirtilmesi, nefsin tabiatının bir erdem üzere olmadığı, ahlaki vasfın sonradan kazanıldığı şeklinde yorumlanabilir. Bunu başka bir ayette Hz. Yusuf’un şu sözü destekler mahiyettedir: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Nefs kötülüğü emreder.” (Yusuf Suresi 53)

[5] Haya, İbn Miskeveyh’e göre iffet erdeminin altında yer alan erdemlerdendir. Diğerleri şunlardır: sukunet, sabır, cömertlik, hürriyet, kanaatkarlık, yumuşak huy, düzene koyma, iyi hal, barıştan yana olma, vera, vakar.